A+ R A-
Pazar, 25 Eylül 2011 16:34

Bir Zamanlar Anadolu'da (Nuri Bilge Ceylan) (2011)

Rate this item
(1 Vote)

Maktül Yaşar’ın (Erol Eraslan) Karısının (Nihan Okutucu) Kenan’ı (Fırat Tanış) azmettirmiş olma ihtimali vardı.

Doktor Cemal (Muhammet Uzuner); Katil’den olma, gayrimeşru çocuğun annesiz hayata tutunamayacağını düşündüğü için bilim adamından beklenmeyecek bir duygusallıkla otopsiyi olması gerektiği gibi değil kurmaca ve olayın üstünü kapatacak şekilde yaptı (bu yargımdan yine de emin değilim). Çünkü otopside görüldü ki Maktül’ün soluk borusuna ve ciğerine toprak kaçmıştı. Allah bilir maktül diri diri toprağa gömülmüştü. Doktor otopsiyi usulüne uygun yapmış olsaydı soruşturma derinleşecek ve muhtemelen bir parmak izine vesaireye bağlı olarak Gülnaz da hapse girecekti.

Köylü kızı Cemilenin (Cansu Demirci) gaz lambası eşliğindeki çay servisi filmin en göze çarpan planıydı. Kahvaltı sahnesi ve Muhtar’ın (Ercan Kesal) Devlet ricalini ağırlama ritüeli, bu esnada yaptığı muhtarvari konuşmalar, köyün ödenek beklentilerinden yola çıkarak lafı kendi oğullarının (bizzat kendisinin) başarılarına getirmesi göz alıcıydı.

Filmin bana göre ana damarı ise ambulanssız gelinen olay yerinde Yaşar’ın domuz bağının çözülmesinden sonra cesedin binek aracına sığmayışı ve resmi görevli devlet erkanının domuz bağını tekrar bağlamayı akıllarından geçirmiş olmalarıydı!.

Kırıkkale, oransal olarak suç ve suçlu anlatımı için iyi bir seçim gibi duruyordu. Bir de Anadolu’nun orta yeri olması ayrı bir semboldü.

Filmin ana fikri ise; Savcı Nusret Bey’in (Taner Birsel), eğitiminin ve makamının arkasına sünemiş küçük bir insan olmasıydı. Dolaylı da olsa karısının ölümüne sebebiyet vermiş ezik birisiydi Savcı. Anadolu, cühelanın kadın meselesi için cinayetler işlediği bir yer iken, yüksek perdeler ve makamlar arkasında da  makamını doduramayan sakil kişiliklerin  talimatlar yağdırdığı bir mecraydı. Tüm bu ahval, olup bitenlere uzak mesafeden bakan  Doktor Cemal ‘in gözünden izleyiciye sunuluyordu.

Nuri Bilge Ceylan’ın ışık, rüzgar ve şimşek takıntısı film boyunca yine bizlerleydi.

Film karesi olarak benim en beğendiğim ise; metaforik anlatımla, mola verilecek köyün girişindeki arka çaprazdan çekilmiş araç farlarının git gide kaybolduğu ve yerini zifiri karanlığa bıraktığı karelerdi. Buradaki metafor, sözüm ona köylü cehaletinin karanlığa karşılık gelmesi olabilir.

Anlattıklarımı bir kenara bırakıp yine de olmamış diyesim geliyor. Hadi olmamış demesem, daha iyi olmalıydı diyesim geliyor. Simgesel öğeler güçlü bir hikayenin içerisinde de anlatılırdı. Anlatım tekniği konusundaki naçizane eleştirim de şöyle olabilir; Doktor, gömülmüş maktülü arama serüveninden döndüğü vakit, odasında eski fotoğraflara bakıp içerliyor. O yorucu çalışmadan dönüldüğünde alelacel eski fotoğraflara bakılmaz. Eski fotoğrafın izleyiciye sunacağı; “bir Anadolu kasabanın boğuntusunda sıkışıp kalmış, eskiden mutlu doktor” dramı çekmecede anahtar aranırken yanda göze çarpacak bir eski fotoğrafla verilebilirdi. Bana göre böylesi bir anlatım daha güçlüdür.

Last modified on Pazar, 25 Eylül 2011 18:06

Related items (by tag)

More in this category: « En İyi 25 Türk Filmi

Leave a comment

Make sure you enter the (*) required information where indicated.
Basic HTML code is allowed.

windows live messenger indir
limewire indir