A+ R A-

Dahla 2011

Published in Şiir Dışı

Dahla 2011 video için buraya

fotoğraf galerisi için buraya tıklayınız...

Mayle Nene (Maile Elibol)

Published in Şiir Dışı

Dört kardeşin en büyüğüydü. Nüfuz olarak da en büyüğü olmaya layık bir hayat yaşadı. Mizacı sertti. Çok çalışır, az uyur, çok az gülerdi. Bir üçüncü kişi hakkında gereksiz yere konuştuğunu hiç işitmedim. Malayani işlerle başı hoş değildi. Güçlü kuvvetliydi. Elleri büyük, parmakları nasırlı ve kesik kesik idi. Öğlen uykusunun adet olduğu köyde, o vakit hiç bir işi yoksa elindeki değnekle toprağı eşelerdi. Yüzünün çizgileri, yaşadığı güçlüklerle dolu, uzunca hayatı satır satır resmetse de sağlığı ile ilgili şikayetlerde bulunduğunu hiç kimse duymadı. Ne zaman sorsak "sağlığan duaciyim" derdi. Halbuki son yıllarında ayak ve diz ağrıları şiddetlenmiş, ayrıca hafıza ve idraki de zayıflamıştı. Çokça kırılmışlığına rağmen ondan kırılan yok desek yeridir. Kırmamaya özen gösterdi. Köyü çoğu zaman talan eden çoluk çocuğun da ona pek bir nazı geçerdi. Çocukların çocukça, adamların adamca olduklarının bilincinde idi.
Ömrü boyunca köyden bir kere, kız kardeşinin İstanbulda hastanede ağırlaştığı ve orada vefat ettiği zaman ayrıldı. Şehir içinde otobüse, metroya hiç binmedi. Hiçbir lokantada yemek yemedi, bilgisayarın ne olduğunu hiç bilmedi. Televizyona hiç bakmadı. Fotoğrafının çekilmesini istemezdi (yalan söyleyip çektim bu fotoğrafı). Dini bütün idi, siyaset, şu bu işleriyle başı hoş değildi. Devleti, zeval getirilmeyecek devleti bilirdi sadece. Eli boldu. Elindekilerini eşe dosta dağıtmayı bir görev bilmişti. İyiliklerini gizlerdi, gece namazlarını da aksatmadığına kaniyim. Onca yaşlanmışlığına, zayıflamış hafızasına rağmen, paylaştırma konusunda biz torunlarına karşı tam bir dikkatle, bir mizanla hareket ettiğini görmüştük.

Hayatındaki zorlukları kimseye çaktırmadı, ölümünü de. O gün, İstanbul yolcularını uğurladı. Ağlamadı, neşesi bile vardı. Güneşli ve güzel bir günün sabah sularıydı. Bir ara topluluktan ayrıldı… Belli ki düştüğü yerde sesi kesilmiş fakat direnci kırılmamıştı, yüzünde ve kafasında açılan yaralar… Belki kalbi sıkıştı, belki gerisin geri kafa üzeri düştü… Hakkında bilmediğimiz tek şey bu….

“Her canlı ölümü tadacaktır… dünya hayatı aldatıcı metadan başka bir şey değildir.” Al-i İmran (3/185)

Öyle...

Published in Şiir Dışı


"...El etme ÖYLE pencereden..." Orhan Veli, Bütün Şiirleri sh. 100

"...Bekliyorum
ÖYLE bir havada gel ki
vazgeçmek mümkün olmasın..." a.g.e. sh.107

"...yaşayıp gidiyorum işte ÖYLE oturmuş,
bardaklar arasında, duman yelkenlerinde.." Arthur Rimbaud, Bütün Şiirleri sh.77


"...İstanbullar geminin altında
Kadınları sorarsan onlar da ÖYLE..." Cemal Süreya, Üvercinka, sh.224


"...ÖYLE baştan çıkarıcıydı ki yüzü
yeni sürülmüş diyebilirdiniz Cennetten..." Sezai Karakoç, Hızırla Kırk Saat, Sh. 73

"...bir acı mı ne gerek
öyle uykum var ki..." Cahit Zarifoğlu, İşaret Çocukları, sh. 78

"...ÖYLE  bir çalımla gecenin çitlerinden atlardım..." İsmet Özel, Erbain, Sh. 162

"...ÖYLEyse arkadaşım sinem kanaya dursun..." a.g.e sh.112

"...ÖYLE bir aşk ki kanatlı serapları göklerin..."  Edgar Allan Poe, Şiirler, Sh. 181

"...gece düştüğü aşka kendi olmazlığını, ÖYLE eklermiş insan.." Tuna Kiremitçi, Bazı Şarkılar Bazı Şiirler, Sh.25

"...Ne aşağı bakmışsın ne arkana, yalnız ilerlemişsin. ÖYLE ince değil yürüdüğün" a.g.e sh.54

"ÖYLE çok şey var ki yaralayan insanı" a.g.e. sh.73

"...Taşırsın sır misali kalbini ÖYLE..." Kemal Sayar, İki Güneş Arasında, sh. 42                                                                                                                                       

"...Yüzme bilmezdi bir zamanlar, şimdi de ÖYLE..." İbrahim Tenekeci, Giderken Söylenmiştir, Sh.41

"...ÖYLE bir kafile ki üzerlerinde kurt sürüleri..." Ali Ural, Körün Parmak Uçları, Sh.16

"...ÖYLE özlemişim ki aldım avcuma / günaydını okşadım..." Mehmet Öğütçü, Orta Kahvelere Yolculuk, sh.20

"...ve sen gerçeksin, ÖYLE gerçek ki..." İsmail Kılıçarslan, Portakal, turta bir de Kirpi, sh.56





ŞİİR
İstanbullar geminin altında
Kadınları sorarsan onlar da
ÖYLE

Şişeler de geminin altında,
Güzin de
Allahtan beni kimsecikler
görmüyor

Canımın istediğini yapıyorum
Çırılçıplak sularda

yıkanıyorum, utanıyorum

Güzin de utanmak istiyor ama
nerde
nasıl utanacak bu boş şehirde





Cumartesi, 08 Ocak 2011 09:27

Akşam Sofrasında Yedi Kişilik Bir Aile Oyunu

Published in Şiir / Usta İşi
Written by Mehmet İşliyen

I

Önce kim - "önce sen"

Dirilen bir işci olmalıyım. Öyle olmalıyım ta eskiden

(Ağlayarak) anlamlıydım olmalıyım anlıyarak

İşci türemedi hiç bir şey türemedi

bezirgan ölü tükendi köle ölü bitti

bir yazı sağdan sola kıvrılarak eğilip

bükülerek bir şekil almalıydı

önce kim - "önce o"

dirilen bir işçi olmalıydı

 

İşçilik kime kaldı görüyorsunuz

çocuklarım

"çocuklarım nerdesiniz" baba sofrayı hoplatarak

Baba tanrıya yalvar

malar

 

"işçi miyim değil miyim"

durmadan kendini yorarak kurcalayarak

soruyor (bu kim bizden değil)

Kendini darağacına atsa

ağırlığı az gelir boğulmaya - ve atmadı

 

Beni mi adasalar iyi olan beni

diledikleri yerine gelsin diye kurban

çünkü hep budanmışım gibi

koyun bazen horoz gibi algılıyorum bazen omuz etlerimi

"intiharla (oysa mı) bir çelişmeydik eskiden

yasaktık intiharla

canımızın hakkı üzerine

varamazdı elimiz

 

"intihar bulun intihar kurbanlara"

onların değişen sesi bu ağabeylerimin

sofrada apaçık duyuyorum işte

kendilerinden kaçıp koşuyorlar bu sofra boyunca

"nasıl olur ama tohumları babamın"

"nasıl olur ama başka bir ırk"

"Başka bir ırk mı" sürüyor onlardan

 

Bu ev sofrası kuruldukça

Camlar kaykılıyor ve bahçede ağaç

Tehlike kuşları kaldırıyor

Düşsel bir oyun olan çocuklar

Lar - onlar laronlar

hala sağdan sola yazılan babam

bozulmaz akıllar kullanıyor

yaşlanıyor ama bozulmuyor ve diyor

"çünkü bozulmazdan yapıldık

 

Bu ev sofrası kuruldu önce baba

Oraya pencereden ağaca ve kuşlara

"çünkü ağaç işarettir içimizin sorularına

kuş işarettir doğup ruhları

dev gibi sallanan çocuklara"

Bu ev sofrası kuruldukça ana

Oradan pencereden ağaca ve kuşlara

"çünkü ağaç problemdir çok karışık bundan böyle aklım

kuşlarsa uçar gider uzaklara"

 

O başka yargılar öteki başka bakar

Ellerindeki meşalelerle topraktaki kovuklara

Yaklaşan laronlar lar - onlar çocuklara

bakıp

bakıp sofraya. Ana

yemeğe yaklaşıp ekmekle koklaşarak

/ "bereketli küpler

yağ küpleri ne demek bilmez bunlar

geberesi dinsizler

gel ekmek keseyim seni" /

 

"Koklaşmak mı ekmekle savaşmak"

 

Anaya onların gönül kıran sesleri ağabeylerimin

İ'yle başlayan ve birbirinin aynı isimleri

Yani i ile i ve i'yle i

i olur mu i "diyor"

İki değişik ad olmalı onların ki

"iki değişik ağbeyim benim

yok mu ki"

Sofrada önce arkaya sallanarak

kız ekmekle alışveriş etmeden

"Kız o çünkü oğlan değil"

Küçük oğlan bakarken söylerken bunu anaya

Hepsi nedenli ayrı ekmek başında

Sarmışlar sımsıkı beni gibi

Hep adanmışım gibi

Yerine gelecek ne bana göre

Kurbana göre mi bu adak

 

"Kardeşim

Ben

Başıboş bir kamaya saplanmışım gibi"

"Peki ama" küçük oğlan

"Ne demek kamaya saplanmak"

 

"Ağabeyim

Ben

Çizilmiş bir yaşama atanmışım gibi"

"Peki ama" i ve i

"Kim çizebilir senden başka senin yaşamını"

"Anneciğim ben

Kaskatı bir esirliğe keptirilmişim gibi"

"Peki ama" ana

"Kepmek mi ne kepmeki

Kendine iyi bak önce üşütme ciğerlerini"

"Kardeşim ben

Yüreğimden böğürmek üzereyim gibi"

"Peki ama" kız kardeş

"Yürekle böğürmek mi dedin.Öyle bir şey mi dedin"

"Babacığım ben

Ayaklarım baltayla kesilmiş gibi"

"Peki ama" baba

"Ayakların... Apaçık uydurma ayaklar senin ki"

 

"Yepyeni güçlenen ayaklar onun ki" i ve i

"Bak kardeşim kamaya saplanmak

şu demektir ki...

................................." ben

"O var çünkü tanrı

O çizer onun yaşamını" baba

"Kaskatı bir esirlik.../çok acı/.. " i ve i

"kaskatı kaskatı kaska kask kask kask " kız

"Kendine iyi bak..." kız - anne

bakışarak ciğerim onlar benim

"Ayaklarım baltayla kesilmiş gibi mi" küçük oğlan

Çünkü kardeşim dedem dedemin olmuşu muyum

ben

 

"Olmaz dedenin olmuşu - Ulmuş deden" i ve i

"Ulmuş mu yani benim babam" baba

"Dedem senin baban mı ki bana" ben

"ben dedem deyince..." ben

"hah hah haa-" i ve i

"hah hah haa-" ben

"bir kediyim ben" birden

"bi hayvanı evin" kedi

Sarmışlar sımsıkı beni

Hep adanmışım gibi

Yerine gelecek ne bana göre

Kurbana göre mi bu adak

Başıboş bir kamaya saplanmışım gibi

Çizilmiş bir yaşama atanmışım gibi

Kaskatı bir esirliğe çöktürülmüşüm gibi

Yüreğim bögürmek üzere gibi

Ayaklarım baltayla kesilmiş gibi

"Kandırma beni çocuklarım

bozulmaz'dan tutunun - bırakın öyle öleyim" baba

Baba halk oldu baba helk değil

 

Sarsılıyorum ve içimdeki hayvan perdeyi aralıyor ve

/ anlıyor. /

Bakamıyorum başkalarının yüzünden başka yüze

Kendime

En sağlam sesleri söyleyin ağzım

En geçerli ilkelerini dünyanın

 

Sessiz atılıyor (devinim kayarak)

Sofranın dibine kedi (sesler var)

Önce Hamit "kedi kayınca sofranın dibine..."

"Hamit mi Hamit kim" sofra

 

Elim korkunç uzanın üzerine kedinin

Öpmek ister gibiyim kedinin üçgenini

(Ellerini) Kollamak kapmak ve kaçmakını

Kedi yapmazsa bunu çünkü kedi değil

"Biz bir şey yapmalıyız galiba - ama neyi"

/ "daha yeni mi sordun bunu çok mu yeni" / ekmek

"Yüz yıldır sormadım

Soranın ardına varmadım da...

Elim yakanda dirlecek orada.." sofra

 

Sonra i ve i iç içe ses çıkarmadan

/ "ben i'yken"/ i ve /"Ben i'yken" / i

ve sesli olarak sonunculardan ayrılarak

altı asrın sonuçlarından

sonuncularından ve içeriklerinden

korkunç kaçarak

"bu yemek daha ne kadar sürecek hiç bir zaman

kediyi oradan kim kovacak hiç bir zaman

Baba sen

Önce yeni bir işçi savunması yap"

 

Baba anadan yaklaşık olarak

Bir erkeklik ayrımı üretti erkeklere üleştirdi

Fakat onlar babadan ayrılarak

Ana babadan tüs tüm yaklaşık olarak

Bir kızlık ayrımı yalınladı sivriltti

Kızlarla ortaya attı belirledi

Fakat kızlar anaya yaklaşık kalarak

...............................ötürü başkaldırarak

Kuzeyden güneye parıltılara avuç ve bağır açarak

Kuzeyden güneye parıltılar kafkas farları

Pırıl pırıl pır işçileri

Pırıl pır emekçileri

Parıltılar (ötürü) dayanamadan

"Bu yemek daha nasıl sürecek hiç bir zaman

Kediyi oradan kim çıkaracak hiç bir zaman

Kedi tıkınamaz sofranın altında

Kavanmadan

Babamızsan

Yeni bir işçi savunması yap

Dedeni savunduğum gibi ve padişahını"

baba hemen

ve hemen ben

Baba değilse fakat ben (cevval) hemen

- Abdülhamit -

Eşya ve şehir dürtülmüş gibi

türbelerden elktrik geçmiş gibi

"hortlak var" i ve i

 

Koro gibi bir aşikar dikleniş gibi

Duyuyoruz yoksa bir alisinasion isteği gibi

işte işte işte gark oluyorlar

"işte işte Han Han. Dünyadan ve besmeleli rahim

mazgallarından

Yumurtanın içindeki canlı kavgadan"

"boy atsın boy atsın"

Tarih ve zorbaların paçavralaşma işareti

"ah işte işaret"

- işte işte işaret

- Abdülhamit

"dur baba yeni bir işçi savunması yap" i ve i

i le i ve hemen ses olmadan birbirine kapanarak

/ "nedir ki bu Abdülhamit" /

 

Safra (görüyorsunuz) nasılda uzuyor ana çok uçta kalıyor

uzakta

Adeta

Öteden o ufacık bedenden

Kim sorabilir kim araştırabilir kimbilir

salondaki gizli bir düzlükten

"Anayım ama dayanamam daha da

"Çekilip ağlasam mı odaya

Acaba

Acaba mıyım yoksa ben"

 

Yeni bir işçi var ortada

İlk defa

ve sofra

Baba ana ve i ile i

Öldükten sonra dirilecek bendeki beden ve ruh

diyen ben

"inanıyor muyum gibi"

"ne gibi inanır buna baba ve ana"

"ve hakçası başkaları"

Küçük oğlan yarısı içten ses olmadan

"Babacığım anneciğim ağabeylerim

Kız ablam ve sen

Ben de dirilir miyim öldükten sonra

/ Ruhum da dirilir mi öldükten sonra /

Ben de / hesap verebilir miyim / öldükten sonra

Derslerime çalışır büyüklerimi dinlersem"

 

Kız ansızın açılır en cinlisi

"/ Bir kız neye inanır inanabilir ki

En iyisi en doğrusu şu ki

Güzelim ben - Erkeklerse

Kıza benzemiyor hiç

Bize dayanamıyorlar bir de hiç

Aklımda tutmalıyım büyüdükçe hep bunu

Aman hiç unutmasam bunu /

- sesizdi şimdi birden ses olarak -

Ya unutursam bir de"

döndük baktık

Kızardı yüzü

"Ne güzel kızarabiliyor yüzü" baba ana ve ben

 

Yeni bir işçi var ortada

Çok yeni bir işçi sürüyor dedemden

Ayakları ta oradan toprak diplerimden

"Abdülhamide ölüm" maymun

"maymuna ölüm" Abdülhamit

Çok yeni bir işçiyle geliyor dedemden

Güçlü mü

O kadar da mı güçlü

Daha değil yanılmıştık bir yerde

Eylem olmaz düşünüp düşünüp

Hah; demeden

 

Kedi sofranın altında üçgeniyle

Kedi dediğin böyle yaratılmıştır

"Ben kediyim sadece - Biliyorum da

Anlıyorum da işçi denince

Yakın buluyorum kendime

Galiba ciğer

Öyle bir şey

gibi bir şiy olmalı"

 

"Bağırıyorum sofranın üstüne

Bağıracağım yemeğin ve ekmeğin içine

Yeni bir işçi geliyor kendine"

"Sus" diyor i ve i

"Sus biz yücelteceğiz emeği"

"Asıl sen sus tanrı yüceltmiş bir kere"

 

Tanrı mı

"çok bulanıyoruz" i ve i

"Ekmeğe alın terinden önce kan

Duadan ve bereketten önce kan

(ben kazandım onlar da kazansı yeterince) den önce

kan kan

 

kan kin öfke

katık olmalı

herşeyden ve besmeleden önce"

 

Bir çok tanrı vardır

i için ve i için

sofrada birden bire ve i

Çünkü i için

"Tanrılar lar lar deme lar lar"

kız bu doygun duyarlı yanağı yaşlı

"Tanrılar denmez çünkü hiç söylenmedi

Küçükler ve aramızda ufacık var çocuklar"

 

( Kırılır

" - en çok onlar mı

" - en çok onlar )

Elim taş gibi tutuyor Hamitin ellerini

(Hamit kim daha belirmedi)

"Hiç belirmez o belirmeyecek de" i ve i

Sofrada değil miyiz büsbütün

"Güneş dönüp yeniden doğmalı" Hamit

Ana kim ata kim toprak kim

Halk neyin nesi

Sesini bileğinden alıyorum Hamitin

"Sofrayaçağırmadınız beni" çözüm

/ "Tanrı başka olmaz artırılmaz

başka tapacak yapıp artırıyorlar azalır ata" /

"uzak kal atadan ata geleceğin içinde" i ve i

"gelecek kazmanın içinde" i ve i korkutarak vakti

Takılıyorlar

"takıldınız işte" i ve i'ye baba

Ve sofra

(Kedi var)

Küçük çocuk ve kız hep birden

bağırarak korkutarak korkutarak

"Kazma nerede kazma nerede"

sakınarak i ve i korunarak

"düşecek: gibi başlarına kazma"

 

 

 

II

 

"Benim o bezirgan

O kervanı ben götürdüm Yemene

Çölde güneş

Gökten taş yağar gibi açılırken üzerimize

Oğullarım sizler

Sabır keseleri içinde

Ananızın muhabbetle beklediği zamanlar gelmeden

Belkemiğimden kurtulur bazen

Batardınız yüreğime

 

Oğlum sen -

sana verdiğim ada ne oldu

Ya sen -

sana verdiğim ada ne oldu

Ve neden her ikinizin adı da 'i' "

İ ile i yekinerek

"Herkes bu kez i'dir dünyada

Artık yok yürek soyluluk ruh

Etötesi

Üstünlük bilgide bile

Babamız sen..."

"Bana da bir i desen bir desen"

"Baba sen de bir i'sin kuşku yok

Saygımız olduğu için baba oluşuna

Baba diyoruz sana"

 

"Benim efendim i olamaz" ana

"Benim babam bir i ha

na sana"

"Bakkardeşim

Biz i dedikse o da bizim gibi

Bir ekonomik varlık herşeyden önce

Herkesle eşit bölüşmeli devletin gelirini"

"Ama sen

dün benim

harçlığımı... söyletme şimdi

oysa eşit eşit almıştık babamızdan"

 

"Kızım

O senin dün

harçlığını mı.. söyle"

"Hayır baba şaka şaka"

"Hayır şaka yok baba" i ve i

"Biz aldık onun harçlığını

elbette

kolunu bükerek elbette

salık verdik i olmayı ona

olmayınca elbette

kırmadık kolunu kardeş diye

ama ilerde

kırabiliriz de"

"Aaah" ana

"sütüm burnunuzdan gelir inşallah

önce senin

sonra da senin"

İ'ye ve i'ye

"Dur kadın" baba titrek doğrularak

ve kuşkuyla bakarak havaya

"kalksın sofra"

"Ama daha

baklava var

maraş işi fıstıklı kuru baklava"

"Kalksın sofra"

 

"Babacığım

Çok zaman ürettik son sofradan beri

Çok acı çektik

çok telef olduk

çok i telef old"

 

"Bu yezidler

Dünden olmuşlar bile

biz evlât mevlat dedikçe

ah yine de evlat

larım ne oldu size

o güzelim isimlerinize"

 

Sofra uzamaya başlıyor yine

elim akıyor altına sofranın

Göz gaga arıyor

Oyulmak için

Bir ateşe yatmak için

Kıvılcımlanarak atmacasıyla hep dürüst kalmanın

 

Can yakmamaya

Daha biraz daha

Karaçan yaralara göz yummanın

Acısıyla sofranın altında

Daha

Sancılı daha

Bir dünya kurdum kendime

 

Bir sofra altında

Bir sofra yüzüne çıkıp

Bir evden kaçıp

Bir eve kapanıp

İki kardeş iki ağabey ortasında

Bir yanım baba erkek

Bir yanım ana kadın

 

Çok sofra gördüm

Francala içinde iri kristal

Kanlı sorular

 

Koşuyor taylar o yöne

Fırtınadan ayakları tutulmuş

kısrak analarının

Ve kaslar koparca geriliyor masada

Çorba tasından bir giz çıkardım doydum

 

Birden ateşim çıkıyor

Dünya bulanık deviniyor

Şehir kusarak geçiyor kapıdan

 

Zil

Ve sesini kucakladım postacının

Hayır bir ulak bu

sınır boylarına yollanmış geçmişte

viyana taşduvarı dibinde hülyaya dalmış

kenti sonsuz bir kuşatmayla gönlünde

sevmiş sevmiş...

Elinde bir ferman gördüm dayanamadım

(Peki neden bana

1973 Temmuzunda)

merdivenleri yıpratıyordu ellerin

Tutunarak bir fetih haberine

Sarsılarak bir isyan bir yıkılma haberiyle

Aynı anda mermer merdiven ve ben

Tüm güç elindeymişçesine

Sesine bakıyorduk postacının

 

: herkes kendi içinden :

sesler şehirden

"akşam nerelerde kaldı

denizin dalgalarla kıyıya attığı rakı sofraları

şerefe arkadaşım nerede kaldı"

: herkes kendi içinden :

havada kanat vuruşları

 

"sen de gittin

otuz yıl hiç değişmedik

ne yalnızlık benden

ne ben senden geçtim ey yalnızlık

işte şimdi sende gittin elimden"

herkes kendi içinden :

"yaz geçip güz gelende

ecel geçirsin beni

madem yola gidiyorum

bulunsun benim de bir el sallayayım"

: herkes kendi içinden : bir komşu

Duvarlarıyla

"Yaşam sevincini yücelt. Hüznü kahrı felan filan

sen ki onu da alıp gittin

kanayan İbrahimi (hasta bir akraba) görmeye gittin"

 

Herkes toplansın

Herkes bu kez

Sesini yüksek bağlasın

 

Tüm aile susmuşken bir ateşin ortasında

O ses vuruyor elime sofranın altında

Havada asılı kalp atışları

Tümünü kaplayan alan içine bir yüz görüyorum

Alnında derin oluklar var bir kayayı

Oymuşlar gibi gözleri

 

Ağlamaya başlıyor baba "ah benim emeklerim"

Ağlıyor ana "ey ağlayan efendi

gönlümün tacı efendi

evimin direği

erlerin eri"

Ağlıyor bacı "ağlar ana

ya ağlar mıymış hiç baba"

O ses vuruyor elime sofranın altında

 

"Ağla evet gözlerim ağla sen

Bu gidişin zorları olsa da

Ağla ki ak çıkasın iniden

 

Ölüm lokma ağzında açsa da

Ölüm bu gelen çehresiz elsiz

Bir gezintideyiz olsa olsa

Bir de yanımdan geçerse bensiz

Durup kalakalmışım ortada"

 

Bir başka ses

Vuruyor bu sese elimle

"Köyde en büyük güce

Yaşamaya sürülü çoban köpekleri"

 

"Kurşun bitince yok öyle

Sürdü tüfeğine çobak köpeklerini"

"Evde en azgın köşede

Kadınları durmadan çarpıtır su perileri"

 

"Taşkın ve saf genç kalbime

Mezar taşı gibi vurur çağın devrimleri"

"Sen yargılanadur suç vardı güneşe

İnsan insana gebe ev eve bir öç haberi"

 

İstanbul kent olarak yıllar önce

Sürmeler çeker beğenirdi şehzadeleri

 

aç elini uzat dilenci eline

 

Biz Dağ Mağara Hikmet Kent İnsan Evren derken

Bir şarklı şair vardı kralı olan

Derdi ki kalın postallar giyeceğim

Bilgelik için değil

Sığınmak ve izlenmek için dağlara gideceğim

 

Birinci jandarma işlevi

 

Biz sustuk

Mağara hikmet erleri yerine

Konserve kutuları kustu

Üç dört beş ölü de kustu

 

"Anneciğim sen" ben

Değil mi öyle kardeşim sen daha küçüktün

Anneciğim sen

Kentleri tepeden gören yaylamızda

Bile dolanırdın yabani erikleri bademleri bile

Karıncalar üşüşen kışlık armutları

Bakışın avuçlarınla sever sıvazlar okşardın

Gezerdim yorulmasız kutlu kelimeler ederdin

Bakarak dokunarak doğadan alıp

Doğaya vererek"

"Sahi ben mi"

"Elbette

Sen ya" baba

"Anneciğim sen ne güzel

Beline dolalı önlüğüne..."

"Bırakın şimdi sofrada

Bağı yaylayı armut toplamayı"

"Rüzgarın döktüklerini yağmurun ve kuşların

Acımadıklarını

Evimize taşırdın"

"Bırakın dedik

Konuşulacaksa

Karar konuşulacak bu sofrada

Evet baba..."

"Anneciğim sen

Yaslan koluma dinle beni

Bak ben bir eli sofranın altında

Parmağına kimsenin duymadığı sesler çarpan

Ürküpp korkan

Bir evladınım

 

Anneciğim sen bir dağ haberi

Bizleri dağa sen alıştırdın

Dağı sen öğütledin bize

Ben dağa ölü umutsuz gittim diri indim

Ağabeylerim i ve i isimleri

Güçle gidip ölüleri inerken

İkinci ja ja ja ja ja

Anneciğim ancak sen içten ve derinden

Anladın inceliği

 

Ana sen

Bir dağ haberi

Taze uyabilen her güçlüğe

Dağları yıldızlar daha iyi izleniyor diye mi seversin

Ya evin erkekleri

Gecikince geceleri

Korkardık ama

Dağın kendisinden hiç korkmadım

 

Hiç bir pusu yoktu dağda senin için

Ve şehre

Her gün her an dönebilirdin

Zaten çocukların senin adına

Bir temas gibi

Gidip gelmekteydi"

 

(Baba kendine gel

Kendine gel anne

Bizler hep kendimizde miyiz

Korkmadan gözgöze gelmek için)

 

Önce kim - önce sen

"Dirilen bir işçi olmalıydım öyle oldum ta eskiden

Gülerek anlatmalıyım anlatarak

Çünkü çok zaman ürettik son sofradan beri

Dün akşam sofrasından beri"

 

"Baba ben" ben

Yeryüzünü dinledim

Erkek giysileri giyindim gördüm ki

Helalinden kadın

Ve bol ve düzgün çocuk gerekli

 

Baba ben yeryüzünü dinlerken

Biliyordum gövdemin tazılarıyla

Tazelenmedik hücrem kalmadı

 

Ne aç şu gövdem

Dursam çağırmasam bile

Ben bir ışıkla geceleri

Evimi karartan sevgisizlikleri denetlerken

Ekmek kemirir gövdem

 

Mezardan da öteye yeryüzü götürür kişiyi

Şiire çoktan başladım ama

At sürmeyi yeni belledim"

"Oğlum sen

Seziyorum

Yoksa anladığımdan değil kelimelerini

Tıpkı bir avuç sudan başladığım gibi

Ananın göğsüne yaslanıp

Sütünden hanlar kervansaraylar kışlalar altın

kubbeler

Demir çelik fabrikaları atom reaktörleri

Kuş ve balık dili okulları

Kitaplar uçaklar yaptığım gibi

Seziyorum oğlum sen

Kibar ve zarif bir çocuksun"

 

Beni adadılar beni koydular ortaya

Karşı duygular çıkarlar

 

Bende karşılaştı büyük

Çok büyük olmalıyım ki bende vuruştular

Ve gövdemin toprağı

Daha doymadı kana

Ozan beni harbetti

Işık beni koştu yine de

Daha karanlığım çok yerde

 

/ Ben şair olarak

Bitmez bir kartal çubuğu tüttürüyorum /

"Hayır anneciğim Nijerya Çad Uganda da

Hiç te uzak değil

İnsan orada da

Sabah kalkar işleri vardır

Tıpkı

Ve sonra

Akşam sofrası o uzaklarda

Dilini bilmediğim hoş omuzlu

Yuvarlak ve işlek omuzlu

O kız tarafından serilince

Bizim soframıza da değer bir ucu"

 

"Oğlum sen" ana

"Seziyorum

Yoksa anladığımdan değil kelimelerini

Tıpkı karnımda bir miktar sudan başladığın gibi

Göğsüme yaslanıp sütümden

İnsan toplayan sesli kubbeler çattığın gibi

Seziyorum ah ah seziyorum oğlum sen

Kibar ve zarif bir çocuksun"

Küçük kardeş

Çıkarıp oyuncaklarını koyuyor masaya

Misketler atıp

Bardakları kırıyor

Mum gibi duruyor ana

Küçük kardeş

Sürahiyi kaldırıyor başına

Bulaşıkları elleriyle

Taşıyıp sıvıyor dudaklara ve

Çıktığı kadar sesi

Bağırıyor

Mum gibi ben

Ağabeylerim kızkardeş ve baba

"Engellerseniz beni" küçük kardeş

"Pek çok ağaç devireceğim

Bırakırsanız

Bir konuk

Bir meltem olacağım yaprak arasında"

 

"Ah ne sorumsuz o küçük gezgin

Hayvan beslemenin

 

Zorunlu olmadığı kanısında

İkinci dünya harbi

Bir izci dalağı gibi şişer iner karşımda

Genaralleri psikolojiyi

Devlet devirme tekniğini

Kadınları bir yakut gibi taşıyıp

Tükürür gibi terketmeyi

Çocukları isyan etmekte

Genç kızları direnmekte yenmeyi

İyi bilir

Oto-stop yapmayı bile

 

Bin dokuz yüz'lerdeki buharlaşma

Dünya beş ayrı yerdeydi o zamanlar

Yeni yeni pervaneli uçaklar

İmparatorluktuk

hiç bir eskimo

padişah olmadı toprakta

Memurlar solunmuş havaları bir daha

Taşları

Vapurları bir daha

Ucuz kahramanlıkları durmamacasına

Soluyor cağımızda"

 

"Haydi bakalım topunuz

Soluyun şu havayı"

Kitaplardan bir cümle okuyor

Oda doluyor kelimelere

Harflerin içinden

En yakın komşuya çizilmiş cizginin içinden

Bir boğa yılanından

Parçalanmamış bir kuzu geçer gibi

Geçiyor i önde

"Haydi soluyun şu havayı" yarı yolda

Ölebilir yüreği yetersiz olan

Bir harfin katılaşmasından

 

"Anam sen bir aslan doğurmuşsun"

Diyor i

Yumruğunu kaldırıp vuruyor masaya

"Anam doğurduğun bir eğilmez kaplan"

Diyor i

Elini savurup indiriyor masaya

Baba bir karışık dalgınlık duyuyor ardından

Eli hançeresinde

Can'la hesaplaşarak bir yandan

Bir pervane gibi uçup çarpıyor cama

Ve bakıyor

Uzun uzun bahçedeki ağaçlara

 

 

 

III

 

Önce kim

Önce sen bu sefer

"kızaplam

ne kezzaplar akmakta yollardan"

 

"sen ha

bu kelimenle

umulmaz senin yaşındakilerden

bir çevik bir cevval oldun

öyle ki

derisinin altı közlerle yoklanan

kainata ve

şu aziz ruha

sarı karıncalaşarak buyuran

ve şehadat eden

veşehadet ederim diyen dilin

ve onaylayan yüreğinle

o delikanlılığa doğru

sular gibi büyük

temiz yüzünü dönen sen"

 

"kızaplam

ne kezzaplar akmakta yollardan"

 

"mendille taşınan sütlerin sonu

son damlası da akmakta"

 

"mendille süt taşımak ha

hah haay" i

"ne yalan ne yalan" yine i

"tanrı kıysın sana" ama bu

"an'nee"yıllar

"ah başladılar yine"

"hem söylüyorum

hem de içim yanıyor efendi beyim"

 

"bre hatun

sen

hep söylemiyor muyum sadece

bütün bunlar olmayan bir ev

düşün diye"

 

duvar açılıyor

ve içinden duyuluyor sesi

"neden biz onlardan efendiler

el sayısınca da

kas sayısınca da

baldır bel kürek kemiği

ve dalak sayısınca da beyabiler

çok olmayalım

Zaten -

efendiler beyabiler

hakkımız daha ilk dünya yıllarında

okul yıllarında efendiler beyabiler gençbeyler

neler neler olmuyolar

ölerek"

Bizim çocukluğumuzda övünecek olanın

Aşkıyla

Buyrun gençbeyler beyabiler

 

Duvarlardan duyulan sesini

Bismillahcı diye maruf

Yatıya gelen bir dağ aslanı

a l'ocasion de la fête rational

 

"sevgili beyim

ne yükler geçti üstümden

otuz yıl önce pazularının

şimdi -

şekerin

hipertansiyonun

emekli maaşın

tümbelan az inancın"

 

"hatun

maraşlı hafife almaklığını bırak

kader ironimizde

daha ne tenhalar yazılı olmalı

evlat acıları akan"

 

"ah et akan"

"çocukk"

"çorba geleneği insan tutması el yakınlığı

taze soğan yer sofrası

eski dülgerlikleri cömertlikler

kanlı geyikler akan"

 

"zaman kalfaları

takvim başları"

Bir mesele var

"zamanın kutbunu sordu abdülhamiti sani" bir azim seda

"aradık kanter içinde koştuk

nice köşker iplikçi rençber dervişten geçtik

öyle olduk ki candan / verilen mühletten geçtik"

 

"zamanın kutbu sendin ey abdülhamit"

halk dedi

"efendiler" sese ağız olan duvar

"geç beyler" i'ye baktı

"beyabiler" bana

gözlerini kısıp

eğilerek taşlıklarına sahillerin

dünya sakinlerine

 

ses kutularına

ses kapılarına hayvanlara açılan tabiat

önemli

bir söyleve başlıyacağını anlatan

bir çehre yolarak elindeki tomardan

"efendiler" dedi

"fatih sultan mehmet han

istanbula girdiğinde

bir dilbir vardı

öyle güzel

güzeldi ki

yurt gibiydi döşü

padişah değer verse yeri

koştu

atının önünde öptü yeri"

 

"beyabiler içim nasıl titrer bilseniz

önüne gençler gençlikler

fetihler serilen sultanı"

 

"tümü izinliydi bahadırlarının

velilerden"

 

ve geriliyor geriliyor şimdi

"düşünüyorum da halkın

bir çelik yay gibi çekilişini

kendi et duvarının

gerisinde devinip"

 

(padişahım çok yaşa

demişti. İhtiyar bir kadın

bir kent valisi ile gittiğimizde köyüne)

 

 

Published in Şiir / Karalama

Pullanmış deri bir ceket gibi kalkıyor göç

Seher vakti eve cengaver dönen aşk

Silkelenen sofra bezine kalkan atmaca

Bir de sen sulardan atlıyorsunuz

Islak postallarınıza bakıp kerpiç evlerinize

Sobanız bir kış sobası sobanıza bakıp

Nazan alıştırıyorum tayları tanrı dağına doğru

Ne güzel alışıyor taylar

Yardan bir virgülle ayrılmış babanız

Ne güzel püsküllüyor kınalı tespihini

 

Bakışıyla kaftaki gümüşü ayarlıyor çoban

Yıkık, taştan obalar için ısınan gök

Serini sedirini miraca uzatan anne

Bir de ben giden sevgilinin ardından

Her ahşap merdiven gibi

Göğsümüz aşınmış içimiz geçmiş

Ağır ağır kalkan göçün ardından

Yanımızda bir adam var; tunç rustik

Pirinç bir karyola

gibi gıcırdıyor hala

 

Çocuk Oyunları Terminolojisi*

Published in Şiir Dışı

MİSKET (bilye, cicoz, meşe)

Yolların yol, evlerin mesken olmaktan çıktığı, keçi oynaşmalarının, bakır kaplar taşıyan amcaların “yoğuuuuuurtçu” nidalarına karıştığı köyümsü şehirimsilerde oynanır. Birden fazla oyun tarzı vardır. Klasik (misketlerin yan yana dizilmesi ve belli bir mesafeden atışla kazanç getiren oyun) ve mors oyunlarına değinelim.

Dikmece (klasik dizgi oyun)

Kazanmak: Ütmek, yutmak, kökmek

Yeşil Tutmak: Hızlı ve hin olanların işidir. İlk önce “yeşil tuttum …(devamı pek anlaşılmaz)” diyen oyuncu kuralları koyar.

Sıralama çizgisi (classification line): Dizili misketlere ilk atışın kim tarafından yapılacağını belirleyen çizgi. Bu çizgiye misketiyle en yakın atışı yapan ilk sıradadır.

Baş ( Head): Vurulduğunda en fazla misket kazandıran dizgi yönü.

Başaltı (Posthead) : Başın altındaki miskettir. İstatistiksel olarak en fazla vurulan miskettir ki bunu her daim vurabilen hınzır oğlu hınzır bir çocuk mutlaka vardır grupta.

Piy, Piy’i olmak (Fictive fling): Cebi güçlü, misketi fazla kerataların oyuna empoze ettikleri kuraldır, misket dizgisine misliyle katılmak ve dahi fazladan bir/birden fazla atış yapmak anlamına gelir ki, oyundaki hissiyat ve mutluluk birlikteliğini zedelediği için kaldırılması gerektiğini savunan fikirler mevcuttur.

Naş (Potshot): Baş miskete çok yakın fakat değmeksizin yapılan atış.

Kürek Çekmek: Bir çeşit atış tekniği. Oyuncu, baş ve işaret parmağıyla kavradığı atış misketini, ileriye doğru oval bilek hareketiyle fırlatır.

Çın (underrate): Atış, hedef miskete değer fakat yerinden kımıldatmaz ise “çın olur”, atış geçersizdir. O el pas geçer.

Tulumba : Atışlar yapılmış ve hiç vuruş gerçekleşmemişse, ters yönden misketi en uzağa gidenden başlayarak yapılan geri atış. Biz aşağı mahalleye bir düzeltme vermiştik, tulumbaya yakın kalan misketten başlansın diye ama kabul edilmedi. Bize göre yakın kalan misket, nispeten atış tekniklerine sadık kalınarak yapılmış sayılmalıdır.

MORS OYUNUNDA MUMDİREK TEKNİĞİ ve GETİRDİĞİ KAZANÇLAR

Bir üçgen çizilerek, üçgenin köşelerine birer adet ve artık kaç hissedar varsa o kadar da üçgen içerisine misket konarak oynanan oyun. Atış belli bir mesafeden yapılır. Atış sonrasında, atışın yapıldığı misket üçgen içerisinde kalırsa atışı yapan oyuncu üçgendeki misket payı kadar cezalandırılır. Morsta kazanç atışı mumdirek tekniği ile yapılır. Bu teknikte diğer elin serçe parmağı dikine yere konarak karış açılır, bu elin baş parmağına atış yapılan el dayanarak atış yapılır. Amaç atış anında eli sabitleyip titremeyi önlemektir.

FUTBOL

Mahalle maçları konsepti

Kaleci fenomeni : Maçın paçoz, silik, vur eline al ekmeğini kişisi, değişmez kaleci.

As Pas Kes : Takımlar oluştururken doğal lider ve karizma topçu iki oyuncunun takım oluşturmaya başlayabilmek için geliştirilmiş öncelik elde etme tekniği. İki kişi bitişik ayak yöntemiyle adımlayıp biribirlerine doğru yaklaşırlar, diğerinin ayağına ilk değen sırayı alır.

Üç korner bir penaltı olmak : Sıcakta korner çizgisine gideceksin, falan filan uzun iş, bunları say ve penaltı elde et tekniği. Fifa topun oyunda tutulması nazariyatına katkıda bulunacağından bu teoriyi desteklemektedir.

Elden gol olmamak : Uyarlanmış çift vuruş kuralı.

Fasülye : Oyuncuların yaşça en küçüğü. Bir devre bir takımda diğer devre öte takımda oynar ve dışarı kaçan, tepe aşağı durmaksızın yuvarlanan topa bu çocuk gönderilir.

Taşüstü : Ne bakıyorsunuz direk mirek yok, top taşın üzerinden gitti gol değil.

Gol yiyen kalecinin ben iki gol yedim, sıra sende deyip kaleyi devretmesi : Ayrı bir fenomendir.

Ve dahi tüm bunların tamamlayıcıları:

Üstte, beyaz yakalığı tek düğmesinden çıkarılmış siyah önlük… Altta, yırtık kısa pantolon ve kazınmaya hazır yara kabukları, elde devasa yarım ekmek, ısırılınca çekirdekleri surata fırlamış kıpkırmızı domates…

* Her ne kadar aşşa mahallenin çocuğu da olsa Tungsten‘e katkılarından ötürü teşekkürler…

 

Gayya-i Aşikar (Açık Batak)

Published in Şiir Dışı

Bila tarih Ankara vilayetinin ecnebi De Goulle ismiyle maruf bulvara nazır demhane (cafe) lerde zemane Mekteb-i Fünun, Senayi-i Nefise ve dahi Mekteb-i Mülkiye’nin muzir, fevk-i deha talebelerince aşkolunduğu tahrirnamede ve defter-i zabitada mukayyettir.

Usul’ü Icra

Oyun, dört civanmert tarafından deste-i elliiki ile icra olunur. İsm-i remz ile; şimal- cenub ve dahi şark- garb. İhale-i fasid-i yek (tek döngülü ihale sistemi) sayesinde eli en yüksek değerle (max bid) alan suhtü (koz) beyan, oyunu deruhte eder velev ki şeriki, suht zikrolunca elini açmış ola. İşte bu demden beri sahib-i ihale oyunu meşk, etraf suspus vaziyette bu icra-i harikuladeyi ancak sarf-ı nazar eylerler (yani kozcu oynar, abuk sabuk konuşmak, fikir yürütmek yok). Gaye on üç elin tamamını, hiç olmazsa nisb-i ihale kadarını hane-i şahsilerine kaydetmektir (batma da da naparsan yap).

Taktik-i Muvaffakiyet

a) Sahib-i İhale

İmdi, evvelen suhtün derdest edilmesi vaciptir ta ki seyriyata müteallik başka illet olmaya, çün rakibin lesa-i evrakı mümkündür. (daha parlak bi fikrin yoksa kozu bitir önce abi, kağıtlara çakabilirler).

Bir remz’in imamesi (birli, as) sende, misalen kerimesi (kız) şerikinde ise dibden bir zelili (küçük kağıt) nesh et. (alttan kağıt dürt yerse kıza el yap)

Bir remz’in hem imamesi hem kerimesi şerikinde mevcud iken, şark (sağındaki oyuncu) o remz den bir aded serd ettiği vakit, şerikinden kerimeyi akl (sürmek) et (enpassant). Velev ki o remzden senin elinde asgari iki aded mevcud ola. (es geç abi, papaza iş yapıcak keriz)

b) rakib

Yeser (ihalecinin sağından gelmek) iken bir remz’in imamesini akl’et akabinde kerime-i aşikar’ı papaza yolla ki şerikinin oğlanı tamam ola. (ası çek dürt onluyu, yerdeki kızı papazla ezdir vale iş yapsın)

Çep iken (ihalecinin solunda olmak) şerik-i muhallinin (ihalecinin ortağı) el’i bir remz’den lagari ise o remz’in maktaından serd eyle. (Açık elde kupa zayıfsa sür kupa dokuzu seyret)

Şerik-i muhalli’de bir remz’in adedi mahdut ise suht aşk eyle ta ki arz-i aşikarın (açık yer) remz-i azam’a lesa’ı kabil olmaya ( koz oyna, yer bizim elimize çakarsa oyarım seni)

Her kim ki, şol vesayaı hatmeyleyip çuha-ı çengar’da tatbik ede, Üstad-ı gayya-i aşikar ol kişiye dene. (yeşil çuhada bunnarı uygula, batağın babasın sensin)

29 Teşr’ini Sani 1404

müellif-i fakir, tulumbacızade yesari mirzabeg

 

 

windows live messenger indir
limewire indir